30 Mayıs 2008 Cuma

Wanted!

Arkadaşlar krize girmiş durumdayım lütfen yardım edin.Eskiden evlerimizde dikdörtgen bir cam vardı,içinde renkli kumlar ve su vardı,ters çevirdiğimizde dağ gibi şekiller oluşurdu içinde,keyifle izlerdik.Hatırlayan arkadaşlar varsa adını yada nerede bulabileceğimi bana yazarsa çok mutlu olurum.

Çocukluğumuza dair birşeyleri anımsamak ne kadar mutluluk verici :) Hpeinize şimdiden teşekkür ederim.

24 Mayıs 2008 Cumartesi

Ben Çocukken No.5

Ben bayağı bir küçükken bir yere misafirliğe gittiğimizde banyolarında gördüğüm küçük sabunları görünce avrupalı beyaz insan görmüş hintli misali bir sempati, leyla görmüş mecnun gibi bir sevgi ve elde etme hissi duydum. Beyin bir anda kendini açtı kapadı gibi denebilir. Anneeee... ne kadar güzel bunlar.. Bunlardan biz de alalıımmm lütfeeenn enneee gibi Fırat gibi çocuk olmuştum. Allahım ama o kadar güzellerdi ki. Kafayı yiycem bu sabunlar için.. İşte o günden sonra bende küçük, renkli ve şekilli o sabunlara karşı bir sevgi doğdu. Sonra gördüm ki tüm renkli kalıp sabunları seven bir insanmışım ben. Hele bir de hafif bir şeffaflık taşıyan, güzel kokulu, anam anam ben dayanamam gider alırım evde biriktiririm kullanmaya da kıyamam. Çeyizlik gibi birşey bu :) Ben çocukken o küçük sabunlar hep aklımda kaldı. Onları ne zaman görsem ben bir zamanlar veledin biriydim diyorum. Eski zamanlara dönüyor, bu zamana nasıl geldim diyorum. Bu küçük sabunlar beni mutlu mu ediyor yoksa üzüyor mu karar veremiyorum..


Okulun önüne pamuk şeker satan adamlar gelirdi. Bu pamuk şekerciler uzun bir sopaya bir ağacın dalları misali yerleştirirdi pamuk şekerlerini ve uzaktan bakınca sanki pembe küçük bir ağacı yüklenmiş geliyordu. Bu ağaç sanki cennet bahçesinden dünyaya inmişti. Ağacın üst dalları pamuk şekerindendi, altlara indikçe ağaca tutturulmuş bir sürü oyuncak olurdu. O kadar güzeller ki hepsini almak istemeyen bir çocuk olamaz. Su fışkırtan yüzükler sanki Yüzüklerin Efendisi'ndeki güç yüzükleri gibi her biri sana bir özellik katıyor. Üstündeki en dandik ve hatta kanser yapıcı maddelerden imal edilmiş elmas şekilli şeffaf plastik aklını başından alıyor. Küçük poşette kolonyalar vardı. Böyle sıkınca patlıyor, arada gözümüze kaçıyor ama olsun o kadar güzel renkleri var ki. Küçük poşetlerinde bir avuç dolusu aldığında sanki elinde bir avuç zümrüt taşıyormuşsun gibi hissediyorsun. Solo testler, çatapatlar, torpiller, en dandik şaka malzemeleri, oyuncak tabancalar, herşey o kadar güzel ki.. Tenefüs hiç bitmesin de o ağacın başından hiç ayrılmayalım..

Siz küçükken hiç thundercats'i izlediniz mi? Deli olurdum ben o çizgifilme. Thunder! Thunder! Thunder! Thundercat'ler hooovv! diye bir özdeyişi vardı ki. O sırada normalde taşıdığı ufak boydaki kılıcı her thunder deyişinde biraz daha büyürdü. Bu kılıcın ortasında thundercat'lerin amblemi vardı ve bir nevi Batman'i çağırma gibi o sembol kılıçtan gökyüzüne yansırdı. Bu kahramanlar kedigil insan karışımıydılar ve benim kedigil sevgime de katkıları olmuştur. Zaten bir kedinin duruşundaki asaleti ve zekayı görebilen birinin kedileri sevmemesi mümkün mü :) Göremiyorsanız bence görmek istemediğinizdendir. Neyse bu kılıçtan benim de vardı. Ama en dandik, en plastik ve en Çin malı cinsinden. Ne güzel oynardık kardeşimle. Bugün bir Aragorn, bir Darth Vader, Usta Windu, Dartanyan veya Çizmeli Kedi'den iyi kılıç kullanabiliyorsam, bu plastik kılıçlar sayesindedir ;p


Bu kılıçlar arada kırılırdı ve benim içim yanardı. Ben bir de bu kılıçlarla uzay gemisiymiş gibi oynardım ki "nasıl bir manyakmışsın sen!.." diyebilirsiniz. Ama yine de en karizmatik kılıçla atraksiyonu He-Man yapardı. "Gölgelerin gücü adına!.. Güüüç bende artııık!.." Bu konuda üstüne kahraman tanımam. Ama thundercat'lerin o kılıçlı atraksiyonu iki çeşitti birisi aşağıdaki videoda göreceğiniz diğeri de kılıcı He-Man misali yukarı tutarak yaptığı ki benim favorim 1.si'dir. Aslında bir daha izleyince He-Man'inki ile rahat kapışır thundercat'in olayı :) Nihayetinde, He-Man ve She-Ra'ya daha sonra değineceğim.


Anaokuluna ilk gittiğimde 5 yaşındaydım. O zamandan beri kendi ayaklarım üstündeyim aslında. Ben küçükken çok akrabada kaldım. Anne ve babam çalıştığından anaokulundan önce gündüzleri birçok akrabama bırakıyorlardı beni. En son durak anneannemler oldu. ben nasıl desem belli bir yaşa kadar evde değil anneannemlerde kaldım. Kendi evime çıkmış gibi okula gitmek için. O zamanlar ki anaokulu zamanından bahsediyorum. Öğle yemeklerinde çayı metal bardaklarda içerdik. Cam olmamasının sebebi kırıp bir yerlerimize batırmamamız içindi. Bu metal bardaklara çayı yarısına kadar koyarlardı. Metal olduğundan çabuk soğurdu çay. Hayatım boyunca asla çay bana kadar tatlı ve güzel gelemedi. Oradaki çayı birdaha asla içemem zaten. Orayı yıkıp alışveriş merkezi yaptılar üstüne. Ben çok küçüktüm. Hafta başında, içinde çarşafı, yastığı ve yorganını koyduğu büyük torbasıyla ikinci evine giden, diğer arkadaşlarına taşımak için yardım ederken çizgifilmi kaçıran ben.. Yanyana ranzalarda yatarken uyumak yerine sevdiği kızla konuştuğu için hocanın hep kızdığı ben.. şimdi eroy olan küçük eba hala içimde yaşıyor.. Bir kez daha fafa için neler vermezdim. fafa'yı sonra anlatırım artık..


Diğer Ben Çocukken'ler de burada.

23 Mayıs 2008 Cuma

Keşke mi!

Bazen öyle canı sıkılır ki insanın , keşke çocuk olasydım da hiç bir şey için kaygılarım olmasaydı.Babamın Kahverengi Delta Radyosunda akşamları saat 6'a başlayan çocuk saatini beklemenin heyecanını yeniden yaşasam diyorum.Çocuklar keşkelerle büyümese gelecek kaygısı olmadan,aç kalmadan,taciz edilmeden,hor görülmeden yaşasa ve öylece büyüse kocaman bir kiraz ağacı olsa ve yine o ağaçtan çocuklar yeniden çocukluğunu yaşasa....

21 Mayıs 2008 Çarşamba

Sıraların altına girmiştik...

İlkokul birdeydim... çok iyi hatırlıyorum... öğretmenimin ismi Zehra idi... İkinci zilden sonra hepimizin sıra altlarına girmemizi ve orada kalmamızı istemişti... anlam verememiştik... ne deniyorsa onu yapıyorduk... eve geldikten sonra öğrendim... sene 1960 idi. ihtilal olmuş.. ve birilerini asmışlardı... unutamadığım çocukluk anılarımdan biri de bu.. sizlerle paylaşmak istedim... Daha sonraki yıllarda... annemle girdiğimiz uzun kuyruklar... yağ kuyruğu... ekmek kuyruğu... yokluk... insan bugünlere şükretmeden geçemiyor... şükür bugünlerimize... bugünün çocuklarına kıssadan hisse...

20 Mayıs 2008 Salı

Hoşgeldim:)))))

Hatırlıyorumda bizim evin önünde kocaman bahçe vardı dut ve kiraz ağaçları ben nedense annemler evde yokken tüm mahallenin çocuklarını toplar bi güzel bahçeyi talan ederdik bununla ilgili ne kadar annenden fırça yesemde bu devam etti hala alışamadım büyük olmaya ve sanırım alışamayacağımda...

CANSIZ ÖKÜZLER

Dünkü kutlamalarda... ilginç bir şey vardı... yüzlerce çocuk sayılacak yaşta gencin arasına giren öküzler.... tamam tarihi canlandırın ama canlı öküz kullanmanın anlamı ne... rahatsız olmamıza rağmen cansız öküzlerden memnunuz... Allahtan çok ciddi bir şey olmadı... öküzlerin çocukların arasına dalması gözümün önünden gitmiyor... geçmiş olsun çocuklar...

Ben çocukken de kutlama yapardık ama üzerimize öküz salmazlardı.

19 Mayıs 2008 Pazartesi

Köpüren gazozlar

Çocukken arkadaşlarla birlikte gülerek, eğlenerek vakit geçirdiğimiz bir şey daha vardı... Gazozu çalkalayıp köpürtmek, ya da iyice salladıktan sonra kapağını patlatarak en yükseğe çıkartabilmek, füze gibi... bize zevk verirdi.. çok iddialı olurdu... bir seferde bir kasa gazozu açtığımız olurdu. merak ediyorum şimdiki çocuklarda böyle şeyler yapıyorlar mı...

18 Mayıs 2008 Pazar

Viper dizisi


az önce vesileyle hatırladım ve hemen baktım 94-98 arasında yayınlanmış dizi. ben çocukken desek yeridir yani.

dizide özel görevli amcalar dodge viperla harikalar yaratıyordu. aslında tek başına otomobil harikaydı.

yukarda bahsettiğim vesile de şudur. hatırlarsanız viper renk değiştiriyordu tek bir tuşla. ben çocukken tvde izlediğimiz olay az önce dinlediğim bir radyo reklamıyla tescilli bir gerçek oldu.

introsuz olmaz di mi?

V.I.P.E.R

11 Mayıs 2008 Pazar

blog ödülleri sonuçlandı!

güzel haberler vermek için tek postluğuna konsepti bozuyorum.

ilki bu yıl düzenlenen blog ödülleri (bö!) sahiplerini buldu.

ne yalan söyleyeyim ödül gelir diye bir beklentim vardı. gelmedi, artık seneye...

ama bizim için güzel şeyler oldu. hemen pay çıkarayım :)

yazarlarımıza gelen ödüller oldu ve sayı gayet güzel oldu hemen yazıyorum;

Volkan Yılmaz'ın sahibi olduğu wolkanca bizim de aday olduğumuz komünite kategorisinde birinci oldu.

Elif Şevval Solmaz eğlence kategorisinde ödülü kaptı.

Zerrin Damgacı misssgibi bloğu ile hobi kategorisinde ikinci oldu. Ki bu kategoride headerlarımızı bize hediye eden Edi'nin 1.liği götürmesi de ayrıca güzel oldu, beklediğim gibi oldu.

Ödül davetiyemi son anda iptal etmek zorunda kalarak bö!'ye gidememiş olmanın verdiği üzüntü, ödül alamamış olmanın yıpranmışlığı (:p), şampiyonluğun sarhoşluğu, yazarlarımızın ödüllerinden kaptığım gururla herkese iyi pazarlar diliyorum.

06 Mayıs 2008 Salı

kaset demişken ben de da bomb diyeyim :)


sene kaç tam hatırlamıyorum, o zamanlar çocuk yaşlardayım onu bilyorum.

r12 torosla (bi de üstüne sw :) biraz sert bir arabadır ondan gülüyorum ) izmir'e giderken yolda babamın uykusu gelmesin diye bir kaset hazırlamıştım çok iyi hatırlıyorum. yine çok iyi hatırladığım birşey babam yinede bir ara iç geçirmişti direksiyonda.

neyse kasete döneyim içinde macerana, coco jambo gibi şarkılar vardı. yolculuğu hatırlatan şarkı ise da bomb oldu az önce.

30 saniyeliğine de olsa buyrun dinleyin ve o yıllara dönün.

03 Mayıs 2008 Cumartesi

Tebessüm ve Hüzün



Blog arkadaşlarımı dolaşırken,öyle bir yazıya rastladım ki hem tebessüm ettim hem hüzünlendim.Sırf bu nedenle,unutulmaması gerektiğini düşündüğüm şeyleri barındırdığı için paylaşmak istedim sizinle.'Ben Yaptım'sen bize ne yaptın böyle? :)

*****

artık hiç kimse, büyük sarı bir telefon rehberinde -küçük heyecanlı işaret parmağıyla takip etmeye çalışarak- aramayacak soyadımızı. pazartesi günü kümeler değişirken yanında olmak istediklerimizin yakınına oturtulmamız söz konusu değil. kare içine teğet hapsolmuş bir dairenin taranmış garip yanlarının alanını hesaplayandan -sırf zekasından etkilendik diye- hoşlanmaya devam etme lüksümüz yok. son on yedi yıldır hiçbir ilkokul üç öğrencisinin saç fırçasını mikrofon yapıp kendinden geçerek “papa don’t preach”i söylemeye veya “you can’t touch this”te dans etmeye çalıştığı görülmedi. teöman’ın “ouv papatya”sı ve ayna’nın “ölünce sevemezsem seni” şarkısının arka arkaya çekildiği, -dönemin öğrencileri tarafından çok sevilen- ortaokul servisi karışık kaseti dün sokağa atıldı. daha da kötüsü, hiçbir çocuk atılan kasetin bantlarını çıkararak, yerde sürüyerek, -hayaller kurarak- rüzgara savurarak oynamaya tenezzül etmedi. tepedeki çimenliğin de yanıp, bitip, kül olduğu bize ulaşan haberler arasında. şimdi bizden ayrılabilirsiniz. çünkü ispatı olmayan şeylere inanmayı hiçbir bilim/akıl kabul etmiyor..

01 Mayıs 2008 Perşembe

Uzaylı Zekiye


Uzaylı Zekiye vardı bi de daha önce hatırlayamadığımız çocukluk kahramanlarımızdan. Bana kalsa ısrarla hatırlamazdım aslında ama sağolsun kendimce verdi tüyoyu.

Şöyle bir baktım Zekiye ablamız hakkında hafızamda kalanlar ortaya çıksın diye ama internette pek birşey bulamadım. Video fotoğraf vs pek kalmamış.

Hatırlayanlar yorumlarını yazarlarsa burada yaşatmaya devam edebiliriz kendisini :)