26 Ekim 2007 Cuma

ÖZÜR DİLERİM TARAKÇI AMCAAAA...

Efendim.. ben çalışan bir annenin çocuğu olarak büyüdüğümden dolayı.. pek fazla uyarı alıyordum annemden.. Aman kızım kapıyı kimselere kim o demeden açma.. Aman yavrum sana kim yiyecek bir şey verirse sakın haa alıp ta yeme.. Aman çocuğum eğer okula birisi gelipte gel seni annene ya da babana götüreyim derse sakın gitme ve imdatt diye seslen v.s gibi yanii..
eee annecim haklı tabi ..bütün gün benden uzakta.. Ben se okuldan eve, evden okula tek gidiyorum.. ( o zamanlar nerde serviss) .. Neyse lafı uzatmayayım..,
Bir gün annem cankurtarandaki iş yerine beni de götürdü.. 7 yaşındayım o zamanlar.. 5 katlı bir binanın 3. katında annemin işyeri.. Ama öyle tam eski türk filmlerindeki gibi samimi ve daracık bir sokakta..
Benim canım sıkıldı ve sokakta kapının önünde oynamak için annemden izin istedim ve yine aynı tembihleri duyarak sokağa indim.. Aynı binanın en alt katında da annemi tanıyan ve seven 65 yaşlarında bir tarakçı amcanın dükkanı varmış.. Hani o klasik erkek tarakları var ya ceplere sığabilen küçücük olanlar.. Amcacım onlardan yapılyormuş.. Aa amca bir bakıyor ki ben dükkanın önündeki merdivenlerde oturup gelen geçeni izliyorum.. Hemen yandaki çay ocağına soruyor ve benim "Azime hanım"ın kızı olduğumu öğrenince ; amcam gel kızım bakimm.. sen Azime'nin kızı mısın? aman da aman çok da usluymuş..Gel bak sana bir tane tarak hediye edeyim diiyerek bana yaklaşma gafletinde bulunuyor.. Ve olanlar oluyor tabii . Bende bir feryat figan "imdatt...anneeee... yetişin ...." diye bir bağırıyorum anında annem ve binadaki bütün çalışanlar aşağı iniyor.. Zavallı tarakçı amcacım.. korku ve şaşkınlıktan sapsarı olmuş bir halde, elinde tarakla donup kalıyor ve anneme ne diyeceğini şaşırıyor.. Tabi annem anlıyor durumu ve amcaya gerekli açıklamayı yaparak ortamı rahatlatıyor.. Ama amca; "aman kızım tövvbee bir daha kimsenin çocuğunu sevmem .. Bende çocuktur sevinsin gönlü olsun diye düşünmüştüm" diyerek sitem ediyor..
Sanırım bu olaydan sonra annem bir daha bana aşırı ikazlar da bulunmadı..
Bense şimdi 30 yaşındayım ama hala ne zaman eşimin tarağı gözüme çarpsa suçlulukla gülümserim.. Özür dilerim tarakçı amcacım...eğer hala yaşıyorsan..
Siz siz olun.. çocuğunuzu tehlikelerden korumak için ettiğiniz tembihlerin dozunu kaçırmayın..
Yani en azından ben kızıma tembih ederken iki kez düşünücem büyüyünce...

Ben çocukken.... !
Ben çok şanslıyım.. çünkü ben çocukken hala anlamları vardı bayramların.. Aile olmanın getirdiği paylaşımların, akraba ilişkilerinin ve belki bir elma şekerinin bile anlamı vardı..
Ben çocukken sıcacık sobanın yanı başında ders çalışmanın, kağıt bebeklerle oynamanın, yağmurlarda ıslanarak yürümenin bir anlamı vardı.. Bu kadar teknolojiye tutsak olmuş değildik.. Bu kadar kendimizi çok katlı binalara hapsetmiş değildik.. Bu kadar uzak değildik merhabalardan, komşuluklardan..
Ben çocukken sokakta oynarken korkmazdı annelerimiz ... güven vardı zira... otobüslerde yer verilirdi yaşlılara.. Komşu teyze bakkala göndermek istese bizi "banane yaaa" demezdik.. utanırdık çünkü itiraza..
Ben çocukken... meyvelerin tadı vardı..(hormon nedir bilmezdik).. bir bebek ile kaç yıl oynardık ama yine de eskitmezdik.. (çok fazla oyuncak alınamazdı çünkü)... Ben çocukken... Bu kadar güvenilmez ve karışık değildi bu ülke..
Ben aslında bugün buraya birçok tatlı ve unutulmaz olan çocukluk anılarımdan birisini yazıcaktım ..
Ama; o kadar içim acıyor ki artık..
Anlamlarını bu kadar yitirmiş bir zamanda yaşıyor olmaktan ötürü... Hani bende bir anneyim.. Ama anlatamıyorum çocuğuma ... o eski anlamları..!
o nedenle bu siteye giren herkes geçmişinde bir çocuk olduğu için, ve her insanın çocukluğunun da çok güzel bir anlamı olduğu için.. Öncelikle "ben çocukken" den bu yana neleri yitirdiğimizi şöyle bir paylaşmak istedim.
çok karamsar oldu ise affedin... (bir sonraki yazımda müthiş komik bir anı olacak..şimdiden söz veriyor ve herkesi selamlıyorum)

17 Ekim 2007 Çarşamba

Neleri Hatırlıyoruz?


Facebook denen bir furyaya yeni üye oldum ve orda da çocukluğumuza dair harika şeyler buldum,hemen paylaşayım istedim.Ama öncesinde Zeynep ÖZEL arkadaşıma teşekkür ediyorum,ayrıntıların önemini hatırlattığı için :)

Süper Baba'nın müziğini flütle çalmışsanız

LC Waikiki veya benetton tüm renkleriyle kıyafetlerinizde önemli markalar olduysa...

SHOW TV'nin müziğini hala hatırlıyorsanız dup dıbu dıp dıp dıbı dıp dum...Tabi ki bir de :İyi TV eyç bi bi, eyç bi bi iyi TV

Önce hüplet sonra gümlet' hayat felsefeniz olmuşsa

Bizimkiler dizisi ertesi gun okul oldugunu bi sureligine unutturduysa

Parliament pazar gecesi sinemaları müziğini duyduğunuzda içinizde hala garip duygular uyanıyorsa (yarın okul var hüznü, ailenin seni yatırıyor olmasına duyduğun kızgınlık, o güzel mavinin romantizmi...)

Polis Akademisindeki her sesi çıkaran adama hayranlık duyuyorsanız

Elm sokağında kabus yüzünden hala yatağın altına bakmaktan korkuyorsanız

Chucky yüzünden en sevdiğiniz oyuncağınızı bile göz önünden kaldırmışsanız

Okulda coca-cola kutusunu ezip mac yaptiysaniz (kızlar yan yatırıp üstüne tam ortasına ayagı yerlestirip ustune basıp yururlerdi, topuklu ayakkabı gibi olurdu)

Apartmanin altindaki zil veya taksi diafonuna basmak müthiş heyecanlı bir yaramazlıksa

Tutti frutti çok ayıp ve olağanüstü merak uyandırıcı bir şovsa

Dört tekerlekli ayakkabının üstüne takılan patenlerden sonra roller bladeler size büyüleyici geldiyse

Bakkala gönderilmenin en güzel yanı küçük sarellenin dibini minik plastik kaşığıyla kazımak veya leblebi tozu yiyip konuşmaya çalışmaksa

Aterideki ördek vurmaca oyununda silahın nasıl çalıştığına hala kafa yoruyorsanız

Işıklı spor aykkabılar hava atmanın önemli bir unsuruysa

Bayramda harçlıklarla aldığınız ilk şey kinder süpriz yumurtasıysa(kağıdını tırnakla yırtmadan dümdüz yapmak da sabır ister doğrusu)

Clementine sizde derin izler bırakmışsa

Kasete kayit yapilabilmesi icin alt tarafinda bulunan karelerin bantla kapatilmasi gerektiğini öğrenmenin önemini biliyorsanız

Commodore 64'de tornavidayla kasetin kafa ayarını yaptıysanız

Anne saat kaç, simiiit, birdir bir, çay kahve gazoz, akşam ebesi, dansa davet, çatlak patlak, yakan top gibi kalabalık oynanan sokak oyunlarından sonra anneniz sizi balkondan yemeğe çağırmışsa


"bandıra bandıra ye beni" şarkısını hızlı söylemeye çalıştığınız günler varsa

Rönesans sanatçılarını ilk kez Ninja Kaplubağaların ismi olarak tanıdıysanız

Tele On diye bir kanalı hatırlıyorsanız

Haftasonları çizgi film izlemek için errken kalkmanın ne demek olduğunu biliyorsanız

Şirinler geyiğini arkadaşlarınızla mutlaka çevirdiyseniz (Şirine aslında Gargamel tarafından yapıldı...)

Beğenseniz de beğenmeseniz de tüm çizifilmleri art arda izliyorduysanız

Bir Başka Gece çocukluk hayatınızdaki en görkemli şovsa

Pazar geceleri yıkanma günüyse

Seden Gürel'in neden öyle giyindiğini şimdi sorguluyorsanız

Müzik yelpazesi hayatınıza büyülü yabancı müzisyenler kattıysa

Bir sanal bebeğiniz olmuşsa,

Tetris'i süper hızla oynayabiliyorsanız,

MIRC ergenliğinizin önemli bir parçası olmuşsa(a/s/l ne demek biliyorrsanız)

ICQ nun 11 haneli rakamını ezberlemeye çalışmışsanız.

Pili bitmesin diye kasetleri kalemle havada sarmışsanız,

Çizgifilm şarkılarının ingilizce veya japonca olsa da ezberlemişseniz

Kokulu silgiye, deftere, kaleme harçlığınızı yatırdıysanız.

Eti Cin, Eti Puf, ABC, Balık Kraker, Negro, Bonibon,
Topitop, Yumiyum...vb çok seviyorsanız ve her zaman yeme kabiliyetiniz varsa

Sulugöz'ü düşününce bile ağzınız sulanıyorsa

Küçük bir kızsanız Sindy ile Barbie'yi karşılaştırıyorduysanız

Tsubasa'yı ve küre biçimindeki sahanın sonundaki dev kaleyi hatırlıyorsanız

"Hey Corç versene borç" deyince cevabı hemen yapıştırabiliyorsanız

Macarena dansını yapabiliyorsanız

TV den çekilmiş çizgifilmli sayısız kere izlediğiniz VHS leriniz varsa

Telefonların jetonla çalıştığını hatırliyorsanız

İstop diye bağırdığımızda renk yakalamaya çalışırken onun aslında stop olduğunu uzun zaman önce çözmüşseniz

Saçları renkli ve uzun patlak gözlü çirkin trolleri bile bir furyada satın almışsanız.

Capri Sun ın reklamı ve melodisini hatırlıyorsanız.

Annenizin mavi ped torbalarını şişirip patlattıysanız.

Power Rangers'ın renklerini hatırlıyorsanız

Mc Donalds a gitmek için ailenize yalvardıysanız

Olacak O kadar, Yasemin'in penceresi, Hadi Anlat Bakalım, Adam Olacak Çocuk, Saklambaç.. gibi programları hatırlıyorsanız.

Lambada'nın müziği kulağınızda çalabiliyorsa

"Nereye çufçufluyoruz"un kimin dediğini biliyorsanız.

Sayısız joystik kırdıysanız ve gün gelince artık joystik satılmadığını fark ettiyseniz

Fame City cennetle eşdeğerse

En sevdiğiniz sayı altıysa

Prince of Persia'da alttaki dikenlere düşünce çıkan dınnzk sesini ve kanları hatırlıyorsanız

Mon Ami 48 lik boyalardaki altın ve gümüş renkleri statü sembolüyse

Gençlik hayaliniz Beverly Hills teki havuzlu arabalarsa.

Uhuyla oynamanın zevkini biliyorsanız

Kolalı jelibonun önce kapağını yediyseniz

annenizin poşetler dolusu taso,misket, sporcu kağıtları,
gazoz kapaklarını attığını öğrenince ağladıysanız

Peçete, kağıt, poşet vb... koleksiyonu yapmışsanız

EVET YAŞLANIYORUZ.


15 Ekim 2007 Pazartesi

Taş Devri


Taş devri üç bölüme ayrılır*: Kaba Taş Devri, Yontma Taş Devri, Cilalı Taş Devri...
Eee ne diyorsun demeyin? Taş Devriyle ilgili malzeme ararken vikipedi böyle dedi. Çok sevdiğimiz bu çizgi filmle ilgili bir şey eklemediğimizi farkettim bir şeyler yazayım dedim bu arada vikipedide de taş devri başlığına bişey eklenmemiş daha.
Diğer bir derdim de filmini hiç güzel yapamadılar, aslında tam filmlik mevzulardı bu çizgidizideki durumlar bence.

Bu kadar dert yanma yeter işte taş devri jeneriği :)



*ayrılır: bu ayrılır kısmı önemli, sabah organize işleri bir daha izledim de. dayak anında ortaya çıkan şeyler ikiye ayrılır. biri korku biri ardinal. hatırlayamayanlar ya da bilmeyenler için işte o güzellik.

11 Ekim 2007 Perşembe

Hergün Bayram Tadında Olsun

Fazla söze gerek varmı?Bayram sevincimizi yitirmediğimiz nice mutlu bayramlara :)

07 Ekim 2007 Pazar

Bizmi yaşlanıyoruz,Dünya'mı?



Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok güzel bir ülkede mahalleler varmış. Bu mahallelerin çocukları birbirlerini çok severlermiş. Dışarıdan gelen parolalı bir ıslığa uçarak aşağı iner, beraber olacakları anları iple çekerlermiş. Kavga etseler de kin tutmaz, her gün yeniden dünyalar kurarlarmış.

Herkeste paylaşma duygusu, sevgi ve arkadaşlarını kollama duygusu yavaş yavaş gelişirmiş. O zamanlar çocuklar okula servis ile değil, köşebaşında buluşarak giderlermiş. Onların yolunu gözlememiş evdeki bilgisayar,
şehrin en iyi dershanesi, hazırlık kursları. Bilmezlermiş; hamburgeri, MTV'yi, Interneti, cep telefonunu, tetrisi, nintendoyu... Bilirlermiş duvarların üzerinde sohbet etmeyi, hatıra defterleri doldurup sevgileri keşfetmeyi.

Bilirlermiş horoz şekercisini, elleri kirli macuncunun tornavida ile koyduğu rengarenk macunları. Eve gitmeyi unutmayı, hava kararınca dayak yemeyi, sonra bir ıslıkla tekrar aşağıya kukalı saklambaca kaçmayı.
Bilirlermiş o hakkında türlü şeyler söylenen evdeki garip adamdan korkmayı, küsmeyi, ayni kıza asılmayı, torbalarla misket toplamayı, gıcır köstek ayırmayı, değiş tokuş kaybedince kapışı, Teksas'i, Tommiks'i, Konyakçı'nın dişlerini...

İç içe konan naylon topları, taştan kale direklerini.Üç korner bir penaltıyı. Üzerine apartman yapılan top sahalarını, sonra o apartmana taşınan yeni dostları ve onları kapma yarışını...
Otobüsteki biletçinin lastik silgi sarılı kalemini, yoğurtçuyu, kalaycıyı, hallacı...

Evlerin arkasındaki odun kömür depolarını.

Yakar topun yakışını. Mantarlı gazoz kapaklarını, yaldız kazımayı. Yandaki mahalle ile alınan kavgayı, her kavganın çıkardığı kahramanı-ödleği. kan kardeşliğini, ip atlama, lastiğe basma, topaç virtiözlüğünü, çelik çomağı, kırılan camları, toplanan paraları...

Açık hava sinemalarını, frigo buzu...

Sonra zamanla bu güzel ülkede durumlar değişmeye başlamış. Yaşlar ilerledikçe bu birliktelik, koruma kollama duyguları bu mahallenin
çocuklarının başlarına çok isler açmış.

Daha sonra issizlik, hayat pahalılığı, enflasyon, köseyi dönme, adamını bulma, malı götürme falan derken, herkes yüzünde soluk bir bakış, içinde
hayatın yenilgisi, çaresizlikleri, tatminsizlikleri ile başbaşa kalmış. çocukları mı? Çocukları simdi koca koca apartmanların arasında, nefes alınmaz bir havada, evlerinde, sanal bir dünyada, emniyet içinde ve yalnız yaşıyorlar. Anneleri babaları onları çok seviyor.

Beta kapmasınlar diye kalabalık ortamlara hiç sokmuyor. Hafta sonları hep beraber Karum ya da Galleria'dalar.

okul servisleri çocukları neredeyse yataklarından alıyor. Çocuklar trafik kaygısıyla, köşedeki markete dahi gönderilmiyor.

Babalar şirketlerin bilançolarını, çocuklar da dersane reytinglerini izliyorlar.

Hepsi birer test uzmanı, sayısal-sözel yuvarlanıp gidiyorlar. Seksek oynamayı değil ama taban puanları çok iyi biliyorlar.Hayata açılan pencereleri Windows 95, 98... Onlar ekrana, ekran onlara bakıyor ve koca bir hayat dışarıda akıp gidiyor...

Ve şehrin dışında ağaçlar; tırmanacak, salıncak kuracak, kalp kazıyacak mahalle çocuklarını bekliyor. Paylaşmayan, yalnız, bencil, kafesler içinde, gürbüz, güvendeki çocukları...

Hiç sopa yememiş, ağaçtan düşmemiş, topu yandaki bahçeye kaçmamış, dizlerinde yara kabukları olmamış çocukları..."


Herkese merhaba :) Bu güzelliği yine İlham Perim sayesinde keşfettim.Öyle mutlu oldum ki,uzunca bir zamandır içimdeki çocuk fısıldayıp duruyor,çıkmak için çırpınıyor.Şimdi onu dışarı çıkarıp özgürlüğüne kavuşturmanın zamanı geldi :) Daha soluklanmadan çok sevdiğim bir yazıyı paylaşmak istedim.Ben bir yolculuğum esnasında radyoda duymuş ve çok sevmiştim bizi biz yapanları böylesine güzel anlatan bu yazıyı.Umarım sizlerde beğenirsiniz.Şimdiki çocuklar bizleri görselerdi eminim şimdi gelmek istemezlerdi..

03 Ekim 2007 Çarşamba

Bayramlara bir ek'te benden...


30 Aralık 2006 tarihinde kendi blogumda yazmış olduğum yazı geldi aklıma oMar'ın yazısını okuyunca.... Bende 1 yıl önce yazdığım yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum... Sakın ağlamayın biraz duygusal :))


Küçüklüğümün bayramlarını anımsıyorum her zaman... Benim oğlum benim kadar şanslı olamayacak diye düşünüyorum. Çünkü biz her bayram bavulları toplar köyümüze giderdik. Orda babamın bütün kardeşleri çoluk çocuk bir arada olurduk... İlk gün birbirimizle kaynaşma olur ikinci günden sonraki zamanlar ise haylazlık zamanlarımız olurdu... Bayram sabahı erkenden kalkar bayramlıklarımızı giyer dedemin ve babaannemin elini öperdik ve sonra tüm büyüklerimizin... Ardından bayram harçlıklarımızı toplardık. Ben biriktirmeyi tercih ederken sevgili abicim gidip harcardı ama sağolsun hep benide kollardı kendi paralarıyla banada alırdı :))) Çatapat, mantar tabancası, füze :)) Leblebi tozu vs... aklıma bunlar geliyor... En küçük kuzen ben ve Yurdaer hep beraber takılırdık. Köyün muhtarı ve veterineri amcamın tarihi geçmiş ilaçları attığı yerden bulur onlarla oynardık. Çok bilinçliymişiz ki hiç onları yeme girişimimiz olmadı annemler görseler kesin telaşlanırlardı , benimde oğlumu görsem telaşlanacağım gibi... Diğerleri bizden büyük oldukları için istemezlerdi kaçarlardı :))) Birtek sevgili Dilek ablam hiç bırakmazdı beni... Bunları niye yazıyorum dün gece rüyamda onu gördüm... Yine benim için biryerlere koşturuyordu...:)) Ne güzel günlerdi şimdi kazık kadar olduk dedemiz ve babaannemiz allah rahmet eylesin artık hayatta değiller ve o yüzden köy maceralarımız sona erdi...


Bunun dışında köye gitmediğimizde bayramlarda anneanneme ve dedeme giderdik. Canım dedecim her bayramda birlikte kahvaltı etmek isterdi dayımlar ve biz ailece dedemin sofrasında kalabalık bir şekilde kahvaltımızı yapardık. O kadar güzel o kadar lezzetliydiki o sofra tadı hala damağımda... Ama dedemin vefatıyla bayram sabahlarımızda bitti. O güzel günler, o birliktelik o beraberlik eskide kaldı... Bir araya geldiğimizde hala çok eğlenceliyiz hala beraberiz ama birlikte kahvaltı yapmıyoruz herkesin ailesi büyüdü ve herkes kendi ailesiyle takılıyor :)) Birtek kuzen Tala ve ben en sık görüşüp birbirimizi asla yalnız bırakmıyoruz.


Artık ziyaretler İstanbulda yapılıyor ve herkesin farklı hayat mücadelesi arasında görüşmeye çalışıyoruz. Bizim çocuklarımız bizler kadar görüşürler mi? Hayır. Bizler gibi rahat oynayabilecekleri ortamları olacakmı? Hayır. Gecelerini birlikte geçirecekler mi? Hayır.Çatapat alıp rahatça patlatabilecekler mi? Hayır. Bizim çocuklarımız bizim aldığımız oyuncaklarla evde oynayarak büyüyecekler yada kreşte. Onlar için en sosyal ortam kreşler. Sokakta maç yapma keyfini yaşamayacaklar. Kızlar arkadaşlarıyla rahatça evcilik oynayamayacaklar. Neyse ben bunu yazmaya devam edersem yazacak çoooook şey var daha...


Gelelim yine bayrama!!!Ve ben bu mücadele içinde oğluma hala bayramlık alamadım... Sevgili annemin "olsun alma bir sürü yeni kıyafeti var onları giysin" demesine karşın bayramın ayrı bir yeri olduğunu düşünerek ve annemin babamın ne olursa olsun bize bayramda aldıkları yeni kıyafetleri düşünerek mutlaka oğluma bayramlık alacağım... Bunu anneme söylediğimde gözlerinin dolduğunu hissettim çünkü telefonda konuşuyorduk... O günleri hatırlayınca sanırım beni anladı... Bayramlık alamazsa eğer çünkü kendisi örerdi canım annecim benim. Bu senede Alperene bir sürü süeter ördü ama ona aldığım ipten bayramlık süeter örmesini istemiştim onu unutmuş :)))


Birazdan alışveriş maceram başlayacak. Gelince anlatırım neler aldığımı :)))
Bu arada bayramlarımı geçirdiğim Uzunköprünün resminide paylaşmak istedim.


Sevgiler,


Badem Kraker


Not : Bu bayramda her bayram gibi oğluma en güzel ciciler almak için alışverişe çıkacağım... Şeker toplatacağım ona ben her ne kadar hiç toplamamış olsamda... Herkese kırgında olsam yinede ziyaretlerine gidip ellerini öpeceğim...

02 Ekim 2007 Salı

Babam Yanıyorrrrrr :)

bu benim değil şimdi eşşek kadar olan kardeşimin hikayesi akşam oturdukta konuşurken aklımıza geldi:) bundan yıllar yıllar önce bende kardeşimde çocukkene:) kütahyada oturuyoruz ve babam o zaman İstanbul'a Beşiktaş maçına gelmişti arkadaşlarıyla..o zaman lig tiviler desımartlar yok:) naklen veriyor maçları trt 1..neyse bi ara annem maçı açtı kardeşimde izlemeye başladı..annem dediki bak oğlum babanda bu maçta bakalım görebilecekmisin dedi..amaç oyalansın:) neyse 15 dk geçti geçmedi bi anda kardeşim çığlık atmaya başladı noluyor diye bi koştuk yanına...beşiktaş gol atmış tribünlerde meşale yakılıyor:):) kardeşim ağlıyorrrrrrr "anne babam yanıyooooooo, anne babamı yakıyolarrrrrr,babam ölcek annneeeee" diye nasıl ağlıyor ama öyle böyle değil:) oğlum diyo bak onlar meşale birazdan söner baban yanmıyo...yok çığlık çığlığa ağlıyor...:):) neyse maç bitti bizdeki olay hala devam ee o zaman cep telefonumu var:) babam arayana kadar saatlerce ağlamıştı sıpam benim:)