
"Kendi blogum"da özellikle ilk yazılarımda "Gonyalı" olduğumu sıkça belirtiyorum. Annem ve Babam ikisi de aynı köyden oldukları için küçüklüğümüzde gidilecek"Mememleket" polemiği yaşamadık. Her yaz okullar kapandığı günün sonraki günü Gonya/Beysehir/Hüyük/Göçeri ye, köyümüze giderdik. Dedemlerin tarlalarda ayak işlerine bakar "Tarlada bende çalıştım akşama kadar"diyerek nimetten sayardık kendimizi. Yaz biter, okullar açılmadan önceki haftasonu Angara'ya dönerdik. Ayrıca da mümkün mertebe bayramlarda da köye gitmeye çalışırdık. Orada bayramlarda hal bi' başka olurdu. Adettendi ev ev bayram gezilir, gidilen her yerde ortaya yemek konulur, oturulur, tok da olunsa en azından tadına bakılır yemeklerin, sonra bir başka yere geçilirdi.
Ama benim en büyük keyfim, pek çok çocuğun olduğu gibi "Şeker Toplamak"tı. Belli başlı yerlere gidilir şeker toplanır, her gittiğimiz yerde "Kimin oğlusun sen" denir bende "Davutların Selime'nin oğluyum" ya da "Bülüşçülerin( Babamın babasının lakabı olur bu kelime. Civciv'e Bülüş derler bizim oralarda) Mustafa'nın oğluyum"derdim. İşte yine bir bayramdı ve biz yine köydeydik. Ben ortaokul 1 deydim, 1,5 senedir babamı, yurtdışında olduğu için, görmüyordum ve gelmesine 2-3 hafta kalmıştı. Şekeri çok seven Babama bayramda topladığım şekerleri hediye götürmeyi kafama koymuştum. Öyle ki topladıklarımdan bir tane bile yemiyecek, kimseye de yedirmeyecektim. İlk gün sabahtan yola çıktım. O kapı senin, bu kapı benim diye neresi denk geliyorsa gittim. Ara ara geliyor yükümü eve depoluyor, devam ediyordum. Her çaldığım kapının sahibi de aynı soruları saruyor, bıkmadan usanmadan cevaplıyordum. 3 gün bitti ve ben tam 4 büyükçe torba şeker toplamıştım. Dediğim gibi de yememiş, kimseye de yedirmemiştim. Döndük Angara'ya ve babam da döndü tabi hediyeleri de hazırdı (((: çok mutlu olmuştum o gün(((:
Şöyle bir durdum düşündüm de o günleri, Ramazan Bayramını, Kurban Bayramını... Çok başka, sımsıcak ve samimiyet dolu, içtenlik dolu günlerdi Herkes için. Şimdi ise Bayram sıradan olmuş, utanılmasa, tepki alınmaktan korkulmasa "Ramazan Bayramı"na, "Şeker Bayramı" denildiği gibi, "Kurban Bayramı"na da "Et Bayramı" denilecek. "Haksız" da DEĞİLLER. Zira artık bu iki Bayram "Şeker ve Et"ten başka bir şey ifade etmiyor pek çok kişi için...
YAZIKKK!!! ))))):
28 Eylül 2007 Cuma
Bayram İşte Asıl Böyle Olur )):
yazan OmAr zaman: 9/28/2007 03:12:00 AM 2 yorum
etiketler: bir zamanlar, Eski, Gonya, kurban bayramı, Ramazan Bayramı, şeker
27 Eylül 2007 Perşembe
Yakınsak Ve Iraksak Diziler:)
Ne bu şimdi demeyin..bu lise son matematikte bir konu:) o kadar çocukluğuma gitmiyeceğim:) lisedeyiz son senemiz 3 +1 hazırlık sınıfıyla 4 yıl okumuşuz artık okulumuzun son senesi..lise birden beri her yıl dersimize giren matematik öğretmenimiz selda hoca yine dersimizde..bir önceki dersten kalan soruları çözdü sonrada evet şimdiki konumuz "yakınsak ve ıraksak diziler" dedi:) hepimizn ne niye bu nedemek filan olduk..neyse başladı anlatmaya ama sürekli yakınsak ve ıraksak dizler deyip durunca sınıfımızın muzuru Güneş tutamadı kendini:) ne bu ya "yoğurdu sarımsaklasaktamı saklasak sarımsaklamadanmı saklasak"gibi bişi bu dedi tabi adını bile zor söylediğimiz konuya bu yorum gelince bastık kahkahayı hepimiz:):) sadece 26 kişi biz mutluyduk bu durumdan hocamızsa susun diye bağırıyordu:) nitekim sustuğumuzda kitaplarını kapadı hocamız ve bundan sonra ders anlatmıyorum her hafta konuya hazırlanıp gelin sene sonuna kadar siz anlatacaksınız dedi:):):):) haydaaa kaldık hepimiz çünkü biz sınıf olarak 6-7 kişi haricinde matematikten kötüler sıralamasında 1 numaraydık:) neyse siniri geçer nasılsa dedik o gün işittiğimiz azarla kalırız nasılsa deyip çalışmadık tabiki..ama noldu hocamız kararlıydı her ders çalışmadık diye 2 katı azar işitiyoduk... nitekim o yılıda öle bitirdik sonuçmu kaldım tabikide matematikten ama ortalamam saolsun:) ah güneş ahhh nerelerdesin şimdi kimbilir:)
yazan ...Aslı Cadısı... zaman: 9/27/2007 11:33:00 PM 3 yorum
24 Eylül 2007 Pazartesi
"Ali Bak"
yazan ...Aslı Cadısı... zaman: 9/24/2007 10:12:00 AM 2 yorum
etiketler: Ali at Bak, Ali Aya Bak, Ali Bak, Cin Ali, ilkokul, İlkokul 1. Sınıf, Işık Ilık Süt İç, Ömer Mısır Sever..Ömer Mısır Yer
Şaka Öyle Olmaz Böyle Olur ((:
Hatırlar mısınız? demiyeceğim. Zira illaki çok net bir şkilde hatırlarsınız. Bir zamanlar herkesin ya yaptığı ya da maruz kaldığı "Şaka Oyunları"((: İşte o şaka oyunları ve farklı şakalar ile ilgili muhabbet açıldığında "Şaka öyle olmaz böyle olur" deyip anlatmaya başladığım, kendi üretimim olan bir şaka, buyrun; ((:
"Boyalı sakızların popüler olduğu zamanlardı. Bi' gün, 1-2 tane elime geçti ve sınıfa gelince Deniz ve Seda'ya(günün şanslı ikilisi:P) rastladım ilk olarak ve gayet iyi niyetle(!) "sakız ister misiniz?" deyip, normal sakızmış gibi ikisine verdim. Onlarda tam ağızlarına attılar ve bi' an durumu çakıp tükürdüler ve "Ömer görürsün, acısını çıkaracağız" diye söylendiler. Daha sonraları bi' gün sınıfta oturuyorken, aynı ikili kantinden sınıfa geldiler ve yanıma gelip "rondo yer misin?" diye ikram ettiler. Kremalı rondo bu kaçar mı?? Amaaa meğersem o da şaka bisküvisiymiş, içinde krema yerine diş macunu varmış. Ben de ağzıma atıp yemeye başlayınca farketmiş bulundum. Bu sefer de ben "acısını alacağım, hatta müshil içireceğim size" şeklinde çıkıştım...
Bir-iki hafta sonra bi' akşam eczaneden bir kutu müshil ve bir kutu Aspirin aldım. Sonraki gün geldim okula 4 arkadaş Seda, Deniz(kurbanlar :P), Emre ve Ben kantindeyiz. Dedim "hadi içimden geldi çay alayım size". Çayları alınca tepsiye koyarken çaktırmadan müshili çıkardım, tabletinden iki tanesini çıkarıp "çöpe" attım. Sonra Aspirin i çıkarıp bir tane aspirini 3-4 parçaya ayırdım, 1-2 küçük parçayı attım çaylarına "Aspirin"den ve getirip verdim çayları. Emre'ye de çaktırmadan söyledim olayı. Çaylar yarıya kadar gelince ben konuşmayı o yaptıkları kremalı bisküvi şakasına getirdim. Sonra bi' an duraksayıp "Ömer bu çaylarda müshil felan yok değil mi? Yani yapmış olamazsın değil mi?" dediler. Tabi rol yapmayı hiç beceremeyen(!) ben de "Iıı şey yok ya niye yapayım, yani şey işte yapmamışımdır" şeklinde yalan söyleyemeyip(!) renk verdim :P Onlar iyice üsteleyince de " Ya evet attım içine müshil. Napayım çok kızdırmıştınız, tüm sınıfa da yayıp iyice rezil etmiştiniz beni. Bende çok sinirlendim yaptım işte ): " dedim. O an yüzlerini kesinlikle görmeliydiniz, ikisinin de sapsarı kesildi, öylece kaldılar. Sonra hemen ilk şoku atlatıp "ehehehe yemezler Ömer inanmıyoruz öle kandıramazsın bizi" deyince müshil ilacının kutuyu çıkarıp masanın üstüne bıraktım. Baktılar tabletten iki tane hap kullanılmış "müshil değil bu ilaç" dediklerinde ise "Prospektüsü orada alın okuyun" dedim. Okudular, giderek ihtimaller azalıyor, iş ciddileşiyordu onlar için. Bi' an durup hemen " Eee bunları çaya attığını ne bilelim belki de çöpe attın bizi kandırıyorsun" diyerek uyanır gibi oldular ama bu da önceden söyleyebileceklerini düşündüğüm bir cümleydi ve planım dahilindeydi. Zira Aspirin bayağa zor eriyecek ve bardağın dibinde kalacaktı. Nitekim öyle de oldu. "inanmıyorsanız çayın dibine bakın daha erimemiştir ufak tefek parçaları duruyordur" dedim. Hemen bardağın dibine baktılar ve yüzler daha da sarardı. Zira müshil(aspirin) parçaları hala oradaydı. Bunu gören Emre hemen "aaaa prospektüste etkisi 12 saat sürüyor demiş.O halde gece boyu uyuyamayacaksınız, tuvalete gitmekten demek ki” o an edilebilecek en büyük füfürden daha beter bir cümleyi deyiverdi. Daha da kötüsü bi sonraki gün sınav vardı, o da akıllarına gelince iyice krize girdiler. Bu şekilde iyice sinirlerini bozma işim masayı sinirli bi şekilde terk edip sınıfa doru gidinceye kadar sürdü. Sınıfa geldik herşeyin üzerine birde sınıfta bas bas bağırdım "Çaylarına müsil atıp, müsil içirdim" diye. Artık ya beni öldürcekler ya da öldürecekler moduna geldiklerinde yaklaşık 1,5 saatlik işkenceyi sonlandırdım ve aspirini çıkartıp önlerine koydum “bir daha bulaşmazsınız şaka konusunda kimseye“ dedim afallayıp kaldılar. O işkence dolu 1,5 saatin siniri sebebiyle ne demek istediğimi algılayamadıklarını fark edince “çaydaki aspirindi bi zararı olmaz müsiller çöpte” diye açıklama yapıverdim. O an ikisinin bana öyle bir bakışları oldu ki içimden "Gidicisin Ömer Şehadet getirmeye başla" dedim ((: Sonra beni bayağa bi koşturdular peşime düşüp te ama ben planımı bire bir yerine getiirmiştim, onlarda bir daha böyle bir işe yeltenemeyeceklerdi ya bu yetmişti bana (((:"
İşte Bademkrakerciğim, o söyldiğim psikolojik işkence durumu tam olarak böyle bir şey ((:
Son olarak da o bir 1-2 saatte "Kimseye hiç bir şey yapmadım, ama çok şey yaptım" işte şaka böyle olur :P:P:P:P:P:P:P:P:P:P:P:P:P:P
yazan OmAr zaman: 9/24/2007 04:41:00 AM 3 yorum
20 Eylül 2007 Perşembe
O çağları geçmişiz gerçi.
yazan mcsarica zaman: 9/20/2007 03:10:00 PM 4 yorum
etiketler: ben çocukken, fotoğraf, minik kardeş
19 Eylül 2007 Çarşamba
Komposto ve Cola Savaşı
yazan BademKraker zaman: 9/19/2007 10:48:00 AM 6 yorum
18 Eylül 2007 Salı
ÇOK GÜZEL KONUŞUYORUM DEĞİL Mİ?
Benim sevgili ağabeyim doğduğunda annem başta olmak üzere bütün ev halkı, konu komşu kim varsa işte yakınlarda deli olmuş onun şirinliğiyle... Ve büyük bir heves ve umutla onun konuşacağı an beklenmiş öyle ki uyanık olduğu her vakitte ağabeyime sürekli konuşma egzersizleri yaptırılmış. :)) Ve beklenen an gelmiş ağabeyim konuşmaya başlamış ( hem de ne konuşmak, bu sefer de oğlum sus ne olur diye yalvarmaya başlamışlar :)). Her neyse artık konuşmayıda öğrendiğine göre ee zaten yürümeyi de biliyor ozaman kapının önünde arkadaşlarıyla oynabilir diye düşünülmüş ve ağabeyim ilk defa annesi yanında yokken bir arkadaşıyla dışarı çıkmış. Ondan üç dört yaş büyük arkadaşı bir saat zor dayanmış sonra bizim evin kapısına dikilmiş vee... :))) 'Teyze yaa bıktım yaa bu bir şey söylüyor sonra da hemen ben ne güzel konuşuyorum değil mi diyor yeter yaaa...' diye isyan etmiş zavallı. :)) Siz siz olun ilgi olayını abartmayın. Sonra böyle sonuçlara neden olabiliyor. Mazallah kendine haddinden fazla hayran bir nesil yetiştirebiliriz. Allah korusun vallahi. Neyse bizimkiler önlemi erken almış da ağabeyim tez yoldan kurtarılmış. :))
Not: Ama abiiiciiimmm sen gerçekten çoook güzel konuşuyorsun yaa... :)))
14 Eylül 2007 Cuma
Altın mamam altın mamam
Ben bebekken (Omar'ın o halleri gibiyken ) sürekli şarkı söylermişim :)
Hangi şarkıları diye sorabileceğinizi düşünerek cevap veriyorum, tek bir şarkı söylermişim.
Şarkı sözleri de belli sözlermiş (tabii bebekçe). Hep aynı şeyleri tekrarlarmışım.
Sözlerimi bizim büyükler altın mamam altın mamam gibi algılamışlar. Öyle algılamaları normal, bende düşündüm de bebek ne üzerine şarkı söyler mama üzerine şarkı söyler.
Yalnız alttan alta bu bebişin beste yapması, hatta söz yazması hiç normal değil diye düşününce ne söylediğimi daha da merak ediyorlarmış tabi :))
Neyse birgün büyük an gelmiş, olay çözüme kavuşmuş.
Fondan bir şarkı sesi gelirken ben yine başlamışım. Altın mamam altın mamaaaammm.
Şarkı da Edip Akbayram'dan Aldırma Gönül (Aldırma) şarkısı.
Kısaca ben hala ne zaman hatırlasam bu durumu ve bizimkilerin halini, hahahahhahaha diyorum :)))
yazan mcs zaman: 9/14/2007 04:46:00 PM 9 yorum
etiketler: aldırma gönül, altın mamam altın mamam, bebekken, edip akbayram, hikaye
BEBEĞİMİ SEPETTEN ÇALDILAR!!!
yazan BademKraker zaman: 9/14/2007 09:41:00 AM 9 yorum
12 Eylül 2007 Çarşamba
Lisedeki En İyi Geyik Fırsatı: Deneme Sınavları
eveett şimdi de biraz daha yakın geçmişe dönelim. Yıl 2000, Lise sondayız, öss telaşı ile ortalıkta geziniyoruz. Fen Lisesi olduğumuz için hocalar il çapındaki Türkiye çapındaki denemelerden hep iyi sonuçlar almamız gerektiğini söyleyip kasarlardı bizi . Öğrenci milleti hele hele Fen Lisesi tayfası illa bir taraftan muziplik yapacak yoksa rahat edermi hiç ((:Cevap kağıdına farklı isim kodlamalar, cevap kağıdındaki kutucukları doldurarak tavşan v.b. figürler yapmaya çalışmak gibi klasik olaylardan başka farklı ve yeni fikirler çıkarırdık her sınavda ((:
Bir gün M.E.B. in saçma sapan denemelerinden birindeydik yine. Yanımda Saygın diye bir arkadaş vardı. Sınavın ortasında dedik ki bi geyik yapmak lazım ama ne olsun??? aklımıza süper bir fikir geldi. Saygın ismini "üfürükten teyyare" olarak kodladı, ben "Selam söyle o yare", önümüzde oturan Yasin ve Ali de "Yarin başı ağrımış","Bulacağız bir çare" diye kodladılar. Tek sorun vardı bunları alt alta getirmemiz lazımdı. Hemen aklıma çözüm yolu geldi. Sonuçta liste bilgisayardan otomatik sıralanıyordu ve bizde isimlerin başına nokta koyarsak noktayı "A,B,C..." gibi karakter sayacak ve alt alta sıralayacaktı ve son mısranın başına noktadan sonra "Z " koyduğumuzda ise satırlar tam istediğimiz gibi sıralanacak ve işlem tamam olacaktı. Sınav bitti haftalar sonra sonuçlar geldi. Gelen listenin sonunda bizim isimlerimiz yer alıyordu:
İsim___________________ Doğru ____ Yanlış_____ Net....
.ÜFÜRÜKTEN TEYYARE
.SELAM SÖYLE O YARE
.YARİN BAŞI AĞRIMIŞ
.ZBULACAĞIZ BİR ÇARE
son sayfada olduğumuzdan hocalar hiç bakmamış dağıtmıştı tüm okula listelerin örnekleri, panolara felan da asılmıştı. Sonradan müdür yrd. "Bu terbiyesizlerin kim olduklarını biliyoruz, gerekli işlemler yapılacak haklarında" demiş olsada biz yapacağımızı yapmış çoktan deneme sınavındaki taklit isim furyasında yeni bir çığır açmıştık ((:
yazan OmAr zaman: 9/12/2007 01:45:00 AM 10 yorum
etiketler: Deneme Sınavı, geyik, lise, Muziplik, ÖSS, Üfürükten Teyyare
Serin Bir Kahvaltı Mekanı ((:
"Yıllar önce İzmir'de otururken ablamla birlikte çekilmiş fotoğrafımız ((: "
Henüz yeni yeni adam akıllı yürümeye başladığım zamanlarda (evet itiraf ediyorum rahat rahat yürümeyi 3 yaşlarında başarmış elinde olsa oturduğu yerden kalkmayacak bir çocukmuşum) bir gün annem ben salondayken bahçeye çıkmış, ne de olsa yerindemden kalkmaya üşenen bir çocuk olduğum için( yukarıda resmimdeki oturuşum sanırım bu duruma delildir) de hiç acele etmeden işlerini halletip içeriye gelmiş. Bi' bakmış ki ben bıraktığı yerde değilim. Benim yerimden hareket etmiş olmamın verdiği şaşkınlıkla tüm odaları aramış taramış her yere bakmış yok. Babamı aramış, babam işten gelmiş, arıyorlar bakıyorlar evin her yerine (ki her yer dediğim 1 oda 1 salon birde mutfaktan ibaretmiş) ortalıkta yokum. Nerede bu çocuk diye çıldırmakla meşgulken mutfakta bir an buzdolabının kapısının hafiften açık olduğu gözlerine takılıyor. O telaştan hiç görmemişler dikkat de etmemişler, ettilerse de "çocuk yok piyasada bir de buzdolabıyla uğraşamam" diyerek önemsememişler sanırım. Neyse acaba diyerek buzdolabının kapısını açtıklarında buz dolabının alt rafında oturmuş küçük kaselerdeki peynirlerden, reçelden falan yiyor, eller reçelden yapış yapış, üstbaş perişan halde beni bulmuşlar.( buzdolabımız ozamanlar iki raflı ve rafların arası bi hayli genişmiş ben bile girebildiğime göre (: ) Bu manzaranın ardından Ailem, aynı sene kurban bayramında, daha önce doğumumdan sonra neredeyse hiç ağlamadığım için "niye ağlamıyor bu çocuk geceleri felan" diyerek doktora götürülmüş olan benim, kavurma yapılırken yiyecem deyip beklenmedik bir şekilde ağlayıp ortalığı birbirine katmamdan sonra önüme koyulan "Yarım Tencere" kavurmayı yediğime şahit olunca, ilerki zamanlarda benim obez olup yürümek yerine yuvarlanacağımı düşünüp bayağı endişe etmişler. Şimdi ise 1.83 ve 62 kilo olmam sebebi ile ne bulurlarsa yedirmeye çalışmakta, keşke daha etli butlu olsan deyip, zayıflıktan öleceğime inanmaktalar (:
yazan OmAr zaman: 9/12/2007 12:29:00 AM 6 yorum
11 Eylül 2007 Salı
Edi bizi kırmadı.
Lakabı bile susam sokağından fırlamış biri gibi :) Eda Suner'den bahsediyorum. Harika sanal camdan tasarımlarından birini de bizim için yaptı. Hatta bir tane header daha var onu da şimdikiyle yer değiştirerek kullanırız arada.
Bi de buradan teşekkürler kendisine.
yazan mcsarica zaman: 9/11/2007 02:24:00 PM 10 yorum
etiketler: eda suner, edi, tasarım, yeni header
09 Eylül 2007 Pazar
Bulut ne oldu :)
Evet arkadaşlar uzun zamandır yoktum aranızda nihayet kavuştum sizlere :) herhalde biraz büyümüş olmamız çocukluk anılarımızı sekteye uğrattı neyse burdayız sonuç itibari ile.
Ben çocukken kaldığımız evin balkonuna yere yatar gökyüzünü seyre dalardım o kadar ki gökyüzünde dolaşan bulutlar kah köpek olur, kah inek olur,kah uçak olurlardı işi o kadar abartırdım ki bazen bunlar birbirleriyle yarışırlardı nerden mi aklıma geldi bugun tekirdağa gittik ailecek biraz kafa dinledik aile ziyareti falan hesabı balkondan denizi seyrederken birden gözüme bulutlar ilişti dürtüyorlardı resmen.Bir bakıyorum ördek oluyor bir bakıyorum köpek oluyorlardı birden aklıma ufakken kurduğum kurguladığım o sahneler geldi gülümsedim kimbilir o zamanlar bunun için ne kadar çok kafa patlatyordum ya siz?
yazan efsane zaman: 9/09/2007 08:10:00 PM 5 yorum
etiketler: bulut, hayal dünyası, kurgu, şekil
04 Eylül 2007 Salı
Ispanaklı Yumurta Savaşı :)
yazan BademKraker zaman: 9/04/2007 11:00:00 AM 2 yorum
etiketler: aile, elektrik, ıspanak, ıspanaklı yumurta, kahkaha, mum, romantik yemek, yumurta, çocukluk anıları
02 Eylül 2007 Pazar
Kuzum benim
Ben çocukken Adana'da bir yıl geçirmiştik. Hatta ilkokula da Adana'da başladım (bu konuya da daha sonra değinmeliyim). Tam bir gün okuduktan sonra İstanbul'a döndük.
Adana'da yaşadığımız döneme bir kurban bayramı denk geldi. Ki bu çok normal her yıl bir kurban bayramı olur, neyse.
Evimiz hayvan beslemeye musaitti 2 katlı müstakil bir ev. Önünde tarlalar falan da vardı o zamanlar, şimdi tarlalardan eser yok her yer parsellendi ev oldu.
Gelelim kuzu meselesine, kurban bayramından bir süre önce kuzuyu aldık ve beslemeye başladık hatta başladım diyebilirim. Kuzumla çayıra çimene yayılırdık, elimle beslerdim kuzuyu. İpe bağlamaya gerek duymazdım beni takip ederdi.
Benimle birlikte evin üst katına çıkmaya bayılırdı.
Beni göremeyince bir yere saklandığımda saklandığım yeri tahmin eder oraya doğru inatla bakar beni bulmaya çalışırdı.
Resmen arkadaş olmuştuk, sonra ne mi oldu. Bayram geldi tabii. Olanlar oldu yani.
Şimdi hatırlıyorumda bulduğum fotoğrafa uysun diye hep kuzu dedim ama resmen koyundu benimkisi :)
yazan mcsarica zaman: 9/02/2007 08:02:00 PM 0 yorum
etiketler: acı son, adana, koyun, kurban bayramı, kuzu





